Aristo’nun Üstün İnsanı

aristo_ve_platonKendini boşuna tehlikeye atmaz. Çünkü onu kaygılandıran pek az şey vardır. Ama önemli durumlarda hayatını bile seve seve verir. Bazı şartlarda, yaşamanın anlamı olmadığını da bilir.

İnsanlara yardıma koşar, kendisine yardım edildiğindeyse utanır. İyilik bağışlamak bir üstünlük belirtisidir. İyilik görmekse bir alçalmadır.

Kamu gösterilerine katılmaz. Sevdiği sevmediği ortadadır.

İnsanları ve nesneleri umursamadığından dürüst davranır, açık konuşur. Gözünde hiçbir şey fazla büyük olmadığı için, hiçbir şeye karşı da fazla hayranlık duymaz. Ancak dostuna karşı alttan alır, yoksa bu tür davranış bir köle özelliğidir. Garez nedir bilmez, olayları unutur, yürek incitecek şeyler üstünde durmaz.

Konuşmak için can atmaz. Övülmesi ya da yerilmesi onu ilgilendirmez. Düşman da olsa başkaları hakkında kötü konuşmaz, ancak o kişi kendi kendinin düşmanıysa iş değişir.

Ağır başlı davranır, sesi toktur, sözleri ölçülüdür; telaşlı değildir, çünkü pek az şey onu kaygılandırır, hiçbir şeye fazla önem vermediği için de hiddete kapılmaz. Cırtlak ses, acele adımlar, kaygı içindeki adama yakışır. Hayatın cilvelerini vakar ve sükûnetle karşılar, az sayıdaki askerini büyük bir savaş stratejisiyle yöneten usta bir general gibi, içinde bulunduğu durumdan elinden geldiğince yararlanır.

En iyi dost kendisidir, yalnız kalmaktan hoşlanır, erdemi ve yeteneği olmayan kişinin en büyük düşmanı ise kendisidir, yalnızlıktan o korkar.

Felsefenin Öyküsü – Will Durant


Doğduğum Topraklar

mubadeleTRT2′de mübadele ile ilgili bir belgesel izlemiştim (adı Doğduğum Topraklar olmalı). Kendilerinin tarafı olmadıkları, belki de anlamadıkları bir anlaşma nedeniyle vatanlarını terk etmek zorunda bırakılan köylüler ve onların çocukları, torunları konuşuyordu. Selanik’in bir köyünden Tokat’ın bir köyüne göçe zorlanmış Türkler ve Türklerin terk etmeye zorlandığı köylerine yerleşmek üzere köylerini terke zorlanan Tokatlı Rumlar… Yaşları birbirine yakın iki nine, birbirlerinden habersiz ama birbirlerinin evinde, ikisi de aynı dilde, aynı ağıtı yakıyorlar: vatanım.

İki devletin yaptığı bir anlaşma ve bunun sonuçları, bu iki yaşlı kadının çektikleri hasrete, akıttıkları gözyaşına değdi mi, bilmiyorum. Tek bildiğim, filler tepişirken olan çimenlere oluyor.

Mübadele sırasında çekilmiş bu fotoğraf, www.kutlukent.com sitesinden alındı.


Yılmaz Özdil’den Neyim Eksik?

Yazmanın, yazdığını başkalarına okutmanın zorluğunu görüp yazmaktan vazgeçmiştim.
**
Düşündüklerimi yazıya aktarmak zor geliyordu. Düşündüklerimin kıymetinin olup olmaması önemli değildi.
**
Bir süre Yılmaz Özdil okudum, hayatım değişti.
**
O yazabiliyorsa…
**
Onun yazdıkları okunabiliyorsa…
**
Herkes yazabilir diye düşündüm ve tekrar başlıyorum yazmaya.
**
Teşekkürler Yılmaz Özdil.


Faccia a Faccia & Cendere

Faccia a Faccia, 1967 yılında Sergio Leone tarafından çekilen bir spagetti western filmi. Filmin müziklerini, Sergio Leone filmlerinin mütemmim cüzü Ennio Morricone yapmış. Ennio Morricone, film müziği denilince akla gelen belli başlı isimlerden. Yaptığı müzikleri western filmlerinden bizim Cüneyt Arkın filmlerine kadar her yerde duyduk, dinledik. İyi, Kötü, Çirkin filmini bilmeyen, film müziklerine ıslığıyla eşlik etmeyen var mı?

Türkiye’de de çok popüler olan yerli üretim film müzikleri var. Son dönemde en çok tutulanların ilk sıralarında Kurtlar Vadisi’nin müzikleri gelir. Gökhan Kırdar’ın elinden çıkma bu müzikler o kadar sevildi ki, telefonlara melodi bile oldu. Kurtlar Vadisi müzikleri içinde en beğenileni Cendere’dir diye tahmin ediyorum. Beğenenlere ben de dahildim, ta ki Faccia a Faccia’yı dinleyene kadar.

Besteler benzeyebilir, esinlenme olabilir, yıllar önce dinlenip unutulan bir şey yeniymiş gibi tekrar yapılabilir, bunlar gayet normal. Ama iki farklı kültürde yaşayan iki farklı insan, farklı zamanlarda aynı müziği tıpatıp yapamaz. Yapamaz, yapamaz da nasıl olduysa artık Faccia a Faccia ve Cendere aynı. Ya bir araklama var ya da mucizevi bir tesadüf. Araklamaysa çok ayıp, tesadüfse sübhanalah!

Dinlemek isteyenler için Faccia a Faccia.

 


Bir Zamanlar Refah’ta

Arap Çocuk vs Yahudi Çocuk
- Babam bana siz Araplar’ın kötü terörist hayvanlar olduğunuzu söyledi.

- Babam bana hiçbir şey söylemedi. Sizinkiler onu katletti.


Viva Chavez!

Kendi yapabilecekleri bir köşede öylece dururken başkalarının yaptığı şeylerle övünmek utanç verici bir durum aslında ama bizimkisi övünmek sayılmaz, seviniyoruz sadece. İslam Konferansı Örgütü’nün Türkiye dâhil olmak üzere 57 üyesi var. Yani halkı Müslüman olan 57 ülke var denilebilir. Peki, bu ülkelerin, bağlı oldukları İslam Konferansı’nın dünya siyasetine etkisi nedir? Bu sorunun cevabını İsrail’in Gazze katliamına bakarak cevaplayabiliriz: SIFIR! Kokuşmuş siyasetleri, gözünü dünya bürümüş emir kulu sultanları, sindirilmiş halklarıyla 57 ülke “Gazze bizimdir, dokunmayın” deyip kardeşlerini koruyamıyor. Yıkımın, katliamın engellenmesinden geçtim, adamakıllı tepki gösterebilen bir ülke çıkaramadı İslam dünyası. Hatta Mısır, neredeyse İsrail’e yardımcı olacak katliamda. Çok güvenilen Ahmedinejad bile, Umudumuz Şaban’daki gibi “çok laf, az iş” düsturunu benimsemiş durumda.

chavezİsrail’ en sert tepki bu coğrafyaya çok uzak bir yerden, Venezuela’dan geldi. Hugo Chavez, yine dünyaya selamını gönderdi. : “İsrail ordusu, namertçe, kendi halkını koruduğunu iddia ederek, bitap düşmüş, masum insanlara saldırıyor. İsrail halkına sesleniyorum. Bu hükümetin karşısına çıkın ve onlara ‘ellerinizi vicdanınıza koyup çocuklarınıza bakın” deyin. Dünya bu çılgınlığı durdurmalı.” diyerek ülkesindeki İsrail büyükelçisine kapıyı gösterdi. Tüm dünya suspus oturmuş katliamı seyrederken, ne adına yapılırsa yapılsın onurlu, şerefli bir çıkış bu. Chavez, yine bizimkilerin(!) kılının kıpırdamadığı 2006 yılında da İsrail’in Filistin’de uyguladığı terör nedeniyle İsrail büyükelçisini geri çekmişti. Bu diplomatik tepkileri tabi ki çıkar ilişkilerine bağlayanlar olabilecektir. Ama ne gibi bir çıkarı olabilir, bizimkiler gibi ABD ve onun temsil ettiği değerlere biat etse zaten ikbalini garantilerdi. Dünyadaki tüm çaresizlerin, ezilenlerin sevgi ve takdirini kazanması çıkar olarak değerlendirilirse, çıkarı var tabi. (Aslında İsrail’in ortalığı birbirine katması Venezuela’nın çıkarına. Petrol fiyatlarındaki artışa ve sebeplerine dikkat edin. Venezuela’nın en büyük gelir kaynağı petrol.)

Hugo Chavez’in gösterdiği bu yürekliliği bu taraftan da misliyle beklerdik; ümmet inancının hâkim olması gereken İslam dünyasından, Arap dünyasından, Türkiye’den. Hiçbir işe yaramayan kınamalar değil de, Müslümanların tepkisinden korkan İsrail’in masum Filistinlileri katletmeye cesaret edemeyeceği bir etkinlik beklerdik.

İnsanlık onuru adına Hugo Chavez’e teşekkür ederiz.


Oh Olsun Filistin’e

İsrail Gazze’yi yerle bir ediyor. Kan gölcükleri var Gazze sokaklarında, parçalanmış cesetler, kameraların karşısında son nefesini verenler, ölü çocuklar… Gazze’de sadece Filistinliler değil, müslümanların ırzı, şerefi, namusu ölüyor Yahudi bombaları altında.

İçinde biraz insaf, biraz merhamet olan her insan kederlenir sedyelerdeki çocuk cesetlerini görünce. Ama dünyayı algılayışı çok beğenip hayranı oldukları Recep İvedik seviyesinde bile olmayan bazı müslümanlara göre suç Hamas’ınmış aslında. Atılan bombaların sorumlusu Hamas’mış. Hamas, İsrail otoritesini yani zilleti kabul etmeliymiş. Bu Araplar, Osmanlı’yı arkadan hançerlemişler de o yüzden bu belalar başlarına geliyormuş. Oh olsunmuş. Böyle yorumlar var haber sitelerinde. Bu yorumlar, birlikte soluk alıp verdiğimiz, aynı toplu taşıma araçlarında seyahat ettiğimiz, aynı yerde yemek yediğimiz, sohbet ettiğimiz, aynı hayatı paylaştığımız kişilerin eseri. Bir müslüman olarak sorumsuzluğundan ve sorumsuzluğunun acı sonundan utanması, yer yarılsa da içine gömülsem demesi gerekirken Osmanlı, hançer, hain Arap edebiyatıyla oh olsun diyebilecek kişiler var aramızda. Oh çekip neyi rahatlatıyorsunuz, kimden neyin intikamını alıyorsunuz, nasıl namaz kılıyorsunuz, nasıl müslümanım diyebiliyorsunuz? Bu akıl, fikir, idrakle nasıl yaşayabiliyorsunuz?