Aristo’nun Üstün İnsanı
Kendini boşuna tehlikeye atmaz. Çünkü onu kaygılandıran pek az şey vardır. Ama önemli durumlarda hayatını bile seve seve verir. Bazı şartlarda, yaşamanın anlamı olmadığını da bilir.
İnsanlara yardıma koşar, kendisine yardım edildiğindeyse utanır. İyilik bağışlamak bir üstünlük belirtisidir. İyilik görmekse bir alçalmadır.
Kamu gösterilerine katılmaz. Sevdiği sevmediği ortadadır.
İnsanları ve nesneleri umursamadığından dürüst davranır, açık konuşur. Gözünde hiçbir şey fazla büyük olmadığı için, hiçbir şeye karşı da fazla hayranlık duymaz. Ancak dostuna karşı alttan alır, yoksa bu tür davranış bir köle özelliğidir. Garez nedir bilmez, olayları unutur, yürek incitecek şeyler üstünde durmaz.
Konuşmak için can atmaz. Övülmesi ya da yerilmesi onu ilgilendirmez. Düşman da olsa başkaları hakkında kötü konuşmaz, ancak o kişi kendi kendinin düşmanıysa iş değişir.
Ağır başlı davranır, sesi toktur, sözleri ölçülüdür; telaşlı değildir, çünkü pek az şey onu kaygılandırır, hiçbir şeye fazla önem vermediği için de hiddete kapılmaz. Cırtlak ses, acele adımlar, kaygı içindeki adama yakışır. Hayatın cilvelerini vakar ve sükûnetle karşılar, az sayıdaki askerini büyük bir savaş stratejisiyle yöneten usta bir general gibi, içinde bulunduğu durumdan elinden geldiğince yararlanır.
En iyi dost kendisidir, yalnız kalmaktan hoşlanır, erdemi ve yeteneği olmayan kişinin en büyük düşmanı ise kendisidir, yalnızlıktan o korkar.
TRT2′de mübadele ile ilgili bir belgesel izlemiştim (adı Doğduğum Topraklar olmalı). Kendilerinin tarafı olmadıkları, belki de anlamadıkları bir anlaşma nedeniyle vatanlarını terk etmek zorunda bırakılan köylüler ve onların çocukları, torunları konuşuyordu. Selanik’in bir köyünden Tokat’ın bir köyüne göçe zorlanmış Türkler ve Türklerin terk etmeye zorlandığı köylerine yerleşmek üzere köylerini terke zorlanan Tokatlı Rumlar… Yaşları birbirine yakın iki nine, birbirlerinden habersiz ama birbirlerinin evinde, ikisi de aynı dilde, aynı ağıtı yakıyorlar: vatanım.
İsrail’ en sert tepki bu coğrafyaya çok uzak bir yerden, Venezuela’dan geldi. Hugo Chavez, yine dünyaya selamını gönderdi. : “İsrail ordusu, namertçe, kendi halkını koruduğunu iddia ederek, bitap düşmüş, masum insanlara saldırıyor. İsrail halkına sesleniyorum. Bu hükümetin karşısına çıkın ve onlara ‘ellerinizi vicdanınıza koyup çocuklarınıza bakın” deyin. Dünya bu çılgınlığı durdurmalı.” diyerek ülkesindeki İsrail büyükelçisine kapıyı gösterdi. Tüm dünya suspus oturmuş katliamı seyrederken, ne adına yapılırsa yapılsın onurlu, şerefli bir çıkış bu. Chavez, yine bizimkilerin(!) kılının kıpırdamadığı 2006 yılında da İsrail’in Filistin’de uyguladığı terör nedeniyle İsrail büyükelçisini geri çekmişti. Bu diplomatik tepkileri tabi ki çıkar ilişkilerine bağlayanlar olabilecektir. Ama ne gibi bir çıkarı olabilir, bizimkiler gibi ABD ve onun temsil ettiği değerlere biat etse zaten ikbalini garantilerdi. Dünyadaki tüm çaresizlerin, ezilenlerin sevgi ve takdirini kazanması çıkar olarak değerlendirilirse, çıkarı var tabi. (Aslında İsrail’in ortalığı birbirine katması Venezuela’nın çıkarına. Petrol fiyatlarındaki artışa ve sebeplerine dikkat edin. Venezuela’nın en büyük gelir kaynağı petrol.)